Ortadoğu; insanlığın, medeniyetlerin, inançların doğduğu bir coğrafyadır. O bölgeye Ortadoğu ismini Avrupalılar vermiştir.
Avrupa’daki sömürge devletleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, Avrupa’yı merkez alarak dünyayı kendilerine göre şekillendirmiş ve yine kendi görüş açılarına göre coğrafi alanlara bölmüştür.
Bu coğrafi bölgeler; Yakındoğu, Ortadoğu ve Uzakdoğudan oluşmaktadır. Şimdi bile bu bölgelerin sınırları, ve hangi ülkelerin kesin olarak bu coğrafyalarda yer aldıkları tartışma konusudur.
Kimi tarihçiler Balkanlar ve Doğu Akdeniz sahillerini içine alan bu bölgeyi Yakındoğu olarak, Doğu Anadolu’dan Hindistan’a kadar olan bölgeyi de Ortadoğu olarak adlandırmaktadır.
Türkiye’de ise, Ortadoğu denince, akıllara ilk önce Arap ülkeleri gelmektedir, halbuki batılılara göre bizde o coğrafya içerisinde bulunmaktayız.
Kimi tarihçiler de yukarıda tarif etmeye çalıştığım Yakındoğu’yu, Ortadoğu olarak adlandırmaktadır.
Daha sonraları, yani günümüze yakın tarihlerde, Balkanlarda irili ufaklı, ortaya çıkan bağımsız devletler, kendilerine layık görülen, Yakındoğulu tarifinden kurtulmuşlardır. Burada Uzakdoğu’dan bahsetmeye gerek yok sanırım, hemen hemen herkes tarafından bilinmektedir bu bölge.
Dünyada ilk olarak, Ortadoğu kelimesi 1902 yılında, Amerikalı bir profesör ve aynı zaman bir general olan Alfred Mahan tarafından kaleme alınan, ”The Persian Gulf and International Relations” ( Yanılmıyorsam Türkçesi: İran Körfezi ve Uluslararası İlişkiler) adlı makalede kullanılmıştır. Alfred Mahan, Ortadoğu’nun ilk tanımını yapan kişidir.
2.Dünya Savaşı’ndan sonra ise bu kelimenin Dünya lugatında yer aldığını görmekteyiz. Ortadoğu kelimesinin 2.Dünya Savaşı’ndan sonra, çok yaygın ve hızlı bir şekilde kullanılmasının ana nedenlerinden biride İsrail Devletinin kurulmasıdır.
Çünkü İsrail Devletinin kurulması, beraberinde günümüze kadar devam eden sorunları da ortaya çıkarmıştır. İsrail yıllar önce bir kısmını işgal ettiği, Lübnan, Suriye ve Mısır topraklarını hala elinde bulundurmaktadır.
Osmanlı’nın 400 yıl hüküm sürdüğü Filistin’de, bir tek isyan olayının çıkmadığı ve
o dönemdeki Filistin’in bir onbaşı ve 10 tane askerden oluşan bir manga tarafından idare edildiği söylenmektedir.
Konumuz sadece Filistin değil ama bu yazıda, bu yazıya ilişkin örnekleme yapacağımdan dolayı bahsetmek istedim Filistin’den.
Bir örnek daha vereceğim o zaman ne demek istediğimi anlarsınız belki, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat vefatından birkaç yıl önce, ağlayarak bir itirafta bulunmuştu.
O itiraf şöyleydi: Biz Osmanlıya yaptığımızı çekiyoruz…
Ortadoğu’da şu an Mısır merkezli olarak devam etmekte olan kargaşanın benzerini Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonrada görmüştük.
1900’lü yılların başından itibaren Dünyada sanayi devrimleri hızla artmıştı. Otomobil ve Uçakların ilk çıkış ve yaygınlaşmasına denk gelen o yıllarda, batı petrolün değerini anlamış ve petrolünde en çok Ortadoğu’da olduğunu tespit edince, o bölgeyi ele geçirme planlarını uygulamaya sokmuştu. Zaten bu bahsettiğim konu herkesçe bilinmektedir, öyle daha fazla da bu konu üzerinde durmaya da gerek yok.
En başında da belirttiğim gibi medeniyetlerin, inançların ve insanlığın merkezi sayılan Ortadoğu’da sorunlar Osmanlı’nın son günlerinde ortaya çıktı ve günümüzde de hala devam ediyor, edeceğini de düşünmek bile istemiyorum, çünkü orada 100 yıla yakındır insanlık dramı devam etmektedir.
Halk perişan olmuştur, hala da bu perişanlıkları devam etmektedir.
Her ne kadar Ortadoğu’daki bazı halklar, Osmanlı’nın son yıllarında batının düşüncelerine uyup, onların emellerine alet olup, bizim oradaki askerleri acımasızca katletmişseler de, yinede onlara kin gütmemekteyiz ve hoş görüyle yaklaşmaktayız, bu bizim Anadolu insanın doğasında var.
Ortadoğu’daki son günlerdeki halk isyanları, önce Tunus’ta ortaya çıktı, sonra akıllara şu soruyu getirdi, acaba Tunus’taki bu halk isyanı Ortadoğu’da domino etkisi yaratır mı?, yaratmaz mı?
Bekledik, gördük; son durak Mısır, domino etkisi yarattı, ve Osmanlı’nın son yıllarını da hatırlattı.
O zamanlarda, Ortadoğu halkları böyle dalga dalga isyan etmişti.
Şu an Ortadoğu’daki birçok ülke dikta rejimi ile yönetilmektedir. Daha fazla demokrasi ve iyi bir yaşam düzeyi için halk artık sokaklara dökülmektedir, bunda en önemli etken hiç şüphesiz tabiî ki gelişen teknoloji sayesinde internet.
Çünkü insanlar sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla daha iyi bir şekilde örgütlenmektedir.
Bu isyanların, Türkiye tarafından da destek gördüğü kaçınılmaz bir gerçektir. Mısır’daki halk isyanları için, Başbakan Recep Tayip Erdoğan açıkça söyledi ve Mübarek’e gitmesini tavsiye etti. Başbakan’ın bu sözleri de dünya basınında ayrıca geniş bir yer bulmuştu.
İnsanların aklına birde bu olaylara; acaba ABD müdahale eder mi? sorusu geldi.
ABD gecikmedi, hemen bu sorunlara karışmayacağını içeren mesajlar verdi.
Aslında bu olaylardan çıkaracağımız sonuç, rejim, yönetim, demokrasi, iyi bir yaşam düzeyi filan değil.
En önemli mesele, bu bölgede istikrarın sağlanmasıdır.
Ortadoğu halkının kaderi olmamalıdır artık savaşlar.
Ortadoğu’daki halkların isyanı son bulmalıdır, kendilerine artık bu son şekil verişleridir bağımsızlıklarını kazandıklarından bu yana.
Osmanlı’ya isyan ettiler, sömürge devletlerinin eline düştüler. Sömürge devletlerine isyan ettiler, bu seferde diktatörlerin eline düştüler.
Ortadoğu’da, Osmanlı’dan sonraki dönemlerde yüzbinlerce insan öldü, milyonlarca insan mağdur oldu. Ortadoğu halkı yeniden isyana geçti, ama bu sefer dikta rejimlerine son vermek için.
Artık bu son isyanlarıdır inşallah, bu coğrafyadaki insanların. Önemli olan nasıl yönetildikleri veya yönetilecekleri değil önemli olan, iyi bir istikrara kavuşmaları ve insan gibi yaşamalarıdır.
Bekleyeceğiz ve göreceğiz Ortadoğu’da dengeler nasıl olacak?
(07.02.2011-Çukurova Barış Gazetesi)