10 Ocak bayramımızdı. Şimdi günümüz oldu. Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı. Basının, önemli ve etkin bir denetim organı olma konumuyla, demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Gül,” Demokrasi ancak, herkesin bilgiye ulaşabildiği, düşüncesini açıklayabildiği bir ortamda olgunlaşabilir” dedi.
***
Doğru söylemiş. Hak vermemek elde mi? Kesinlikle haklıdır.
Peki o zaman neden “Padişahım çok yaşa” diyenler ödüllendirilirken, muhalifler cezalandırılır, işinden attırılır? Neden onlar için operasyonlar yapılır, baskınlar yapılır ve elleri kelepçelenip cezaevine attırılır?
***
Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan ise medyanın demokrasiyle var olduğunu söylüyor. Başbakanımız, “Demokrasi yoksa medyanın özgürlüğü de risk altında, tehdit altında demektir” diyor. Kendisine bu mesleğin bir emekçisi olarak katılmamak mümkün değildir. Sayın Başkanımız ne kadar da doğru söylüyor.
***
Sizin “Çalışan Gazeteciler Günü” mesajınıza kim itiraz edebilir, kim eleştirebilir bu duygu ve düşüncelerinizi? Ne kadar haklısınız sayın Başbakanım. Başbakanımız haklıdır haklı olmasına ama bu ülkede gazetecilerin basılmamış kitapları neden toplatıldı, yasaklandı? Dokunan niye yandı? 100’e yakın gazeteci neden tutuklandı? İleri demokrasinin bir gereği miydi bu?
***
Devlet Bakanımız ve Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç da basının, demokrasinin gelişip güçlenmesinde vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu belirtmiş. Çağdaş demokrasinin tüm kuralları ve kurumlarıyla işlerlik kazanmasının, iyi işleyen bir medya yapısıyla mümkün olduğunu ifade etmiş. Ne güzel etmiş, iyi ki söylemiş. Kutluyorum, tebrik ediyorum. Allah ondan razı olsun.
***
Kalbimizin doğusu üşürken, Van büyük bir felaketin şokunu atlatamamışken, iktidarın en yetkili ağzının “sağlam” dediği bir otelin altında gazeteciler can veriyordu. Uludere olayında kimin talimatıyla bazı haberlerin yayınlanması engellenmişti? Hepiniz doğruları söylüyor, iyi dilek ve temennilerde bulunuyorsunuz. Bizi bizden iyi biliyorsunuz.
***
Bizi niye baskı altında tutuyorsunuz? Bizi niye tutukluyorsunuz? Bizi neden hücrelere atıyorsunuz? Bizden ne istiyorsunuz? Irkçı, şoven, nefret kusan, küfreden ama sizin tarafınızı tutanları baş tacı ediyorsunuz. Neden “Bedelini çok ağır ödeyecek?” diye gazetecileri tehdit ediyorsunuz? Neden “Mert değil, namert” diye bir gazeteciye hakaret ediyorsunuz?
***
4 binden fazla gazetecinin davalık olduğu bir süreçte acaba basın özgürlüğünden söz edilir mi? Ve meslektaşları hücrelerde yatarken onları görmezden gelen yandaş tayfaya gazeteci gözüyle bakılabilir mi? Bu devran hep böyle döner mi? Hani Barış Manço’nun bir şarkısı vardı;
Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi
***
Bugün bayram
hapisteysek de erken kalkalım arkadaşlar
Bugün bayram
haydi hep birlikte volta atalım arkadaşlar