Çok kısa da sürede olsa bu yıl tatil yaptım. Öyle Bodrum’a filanda gitmedim, yazının başlığında da yazdığım gibi Manavgat’taydım. Tam olarak Manavgat’ta sayılmaz aslında, ilçeye bağlı şirin ve nezih bir belde olan Çolaklı’daydım. Manavgat’tan Antalya istikametine giderken yaklaşık sekiz kilometre sonra sol tarafa düşüyor, sahil tarafından.
Gerçi sol tarafta dedim ama turizme hitap eden kısmı o tarafta, Çolaklı beldesinin normal yerleşim yeri diğer bir deyişle kasaba merkezi Manavgat’tan Antalya’ya giderken sağ tarafa düşüyor, yanılmıyorsam Torosların etekleri oluyor. Biraz karışık anlattıysam eğer affınıza sığınıyorum. Yaklaşık dokuz saat süren bir otobüs yolculuğu ile başladım dört günlük tatilime.
Normalde hemen herkes tarafından Antalya ve civarının yabancı turistlere hitap ettiği düşünülür. Aslında öyle değil, azımsanmayacak ölçüde yerli turistlerde mevcut Avrupa görünümlü Manavgat sahillerinde. Alman ve Rus turistler ise bildiğiniz gibi bu bölgede dikkatleri çekiyor.
Bir diğer özellik ise buraya gelen turistler hep aynı turistler, yani her sene düzenli olarak gelen kişiler ister yabancı olsun, ister yerli olsun hemen hemen aynı insanlar. Daha önce buralarda bulunmuştum.
Çolaklı’ya gelen çoğunluğu yerli turistlerin veya orada yazlıkları bulunan Türklerin uğrak yeri ve vazgeçilmez mekanı ise SSK Kampı’nın karşı tarafında bulunan Yılmaz Büfe. Büfe de denmez aslında, yıllar önce kurulduğunda sadece büfe görevini görüyormuş, zaman geçtikçe genişletmişler ve şu anki hali; çay bahçesi ve kafeterya görünümünde.
İbrahim Yılmaz ile kardeşi Kemal Yılmaz’ın işletmeciliğindeki Yılmaz Büfe’nin tostu ve köftesi meşhur, meraklısına duyurulur.
Yok ben günü birlik değil de buralarda birkaç gün kalacağım derseniz o zaman sizlere İrfan Aile Pansiyonu’nu tavsiye edeceğim. İrfan Aile Pansiyonu konaklamanın yanı sıra müşterilerine lokanta hizmeti de vermekte, üstelik canınız ne isterse… Ayrıca sabahları köy usulü kahvaltıda hazırlanmakta…
Manavgat’a bağlı Çolaklı beldesindeki bu iki mekan sizlere fazlasıyla yeter… Özellikle bu günlerde daha da güzel günler geçirebilirsiniz. Aklımdayken hemen belirteyim Türkiye’nin en uzun yaz sezonu Manavgat’tadır haberiniz olsun, buralarda yaz sezonu Mart ile Kasım ayı arasında sürer… kısaca daha geç kalmadınız yani… şayet tatili düşünüyorsanız eğer…
Neyse benim tatile dönelim tekrar, bu yılda eski arkadaşlarla karşılaştım sohbet ettim, buna yabancılarda dahil… Ama en çok Ankara’da bulunan Dr.Cemal Akça ile sohbet ettik… Cemal Bey hoş insan, sohbeti insanı sıkmıyor, aslen Antakya Dörtyol’dan. Dr.Cemal beyle bir sohbetimiz esnasında ise yine tanıdık bir isim geldi yanımıza gerçi Türkiye tanır O’nu ve annesini, yılların eskitemediği güzel ve başarılı sanatçısı Sezer Güvenirgil’in kızı Ayşe Güvenirgil, sohbetimizin sonunda ise üçümüz hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedik.
Çok sevdiğim ve burada yaşayan Can Abi ile ise bir türlü fotoğraf çektiremedik, kendisi istemedi ne yapalım…
Bu birkaç günlük tatilimde kitap okuyacaktım, olmadı. Ne yapalım ancak arkadaşlarla sohbet ettik bol bol… bu da yeter… Manavgat merkezde ise Manavgat Esnaf Odaları Başkanı Atilla Yıldız’la kısa bir sohbetimiz oldu, uzun sürmedi, hem benim zamanımın darlığından, hem başkanlığını yaptığı odanın tadilatı nedeniyle. Burada yaşayan kardeşim Fikri ve Kemal Yılmaz’ın oğlu Hüseyin ile de, güzel vakitlerimiz oldu, beraber denize filanda gittik, unutmadan Hüseyin 15 yaşında bu yıl liseye başlayacak, ve yaşlı bir Alman turisti de boğulmaktan kurtardı. Hüseyin aynı zamanda da tatillerde, babası Kemal Yılmaz ve amcası İbrahim Yılmaz’ın işlettiği Yılmaz Büfe’de onlara yardımcıda oluyor…
Hepsi bu değil benim tatilim daha var diyeceğim ama, bu seferde yazı anlamsız uzamış olacak, çünkü tatilimin en kafa yorucu kısmını yazmadım nedeni ise Rusya’nın St.Petersburg şehrinde çocuk doktorluğu yapan Lada ile Çolaklı’daki Yılmaz Büfe’de ‘Kuantum Teorisi’ hakkında gerçekleştirdiğimiz sohbetimiz. İnanın bu sohbet tatilimin en sıkıcı yanı idi.
Düşünsenize tatildesiniz ve ‘Kuantum Teorisi’ne kafa yoruyorsunuz… Düşünmesi bile kötü değil mi?