Ayıp oluyor. Göz göre göre aykırı bir şey söylemek için ayıp oluyor. En büyük ayıbı Türkiye’nin devlet televizyonu yapıyor.
Yandaş kulvarın da halkın paraları ile yağdanlık ve yandaşlık çiftliği olan devletin televizyonu ayıp ediyor. Bugün için bana sorsalar TRT olmalı mı? “ Hayır “ , derim. Malum; bireysel hak ve özgürlüğüm değil mi? Benim cebimden zorla para alarak TRT’yi ayakta tutmak istemiyorum. Orada çalışan hiç kimsenin karnını doyururken benim helal etmediğim bir katkının o insanların sofrasında ekmek olmasını kabul etmiyorum. Zaten helal etmiyorum. Afiyetle yediklerinin kul hakkı çerçevesinde karşı karşıya geldiğimizde helal etmeyeceğimi her defasında ifade ettim. Halen aynı yerdeyim.
Peki ya, yandaş iş adamları tarafından verildiği iddia edilen iftar sofralarında yüzüne bakınca beleşçi olduğu belli olan, bu ülke için hiçbir sıkıntıyı kendi sıkıntısı addetmeyen hayatı sadece yeme, içme kabul eden, kaldı ki Allahütealanın insanoğlunu yaratırken eşref-i mahlükat olarak yaratmış olduğunu düşünüyorum. Diğer bütün canlılardan farklı kılarken düşünme kabiliyeti ile insanoğlunu diğer canlılardan ayırarak, yaratılmışların en üstünü olarak yaratmış. Fakat bakıyorum iftar sofralarında gösteriş yapanlara, Cehennem bu kadar büyük olduğuna göre neyle dolacağı sorusunu artık merak etmiyorum. Cehennemin en büyük yakacağının insan olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. İşte mesudum. Milletin vergilerinden göz kapanılarak hazırlanan iftar sofralarında bu garip milletin hakkını iftar veriyorum diye ortaya çıkan iş adamlarının yağdanlık olduğunu biz bilmiyormuyuz ? Şimdi ben bu belediye başkanlarına Sırat’ın başına geldiklerinde eyvallah mı diyeceğim? Olur mu ? Zevkle ” haram olsun , helal etmiyorum” diyeceğim. Bugün yapamadığımı o gün yapacağım ki unutmayayım.
Her yıl ramazan aylarında on binler umreye taksitle giderken bana göre taksitli ibadet olmaz. Fakat maalesef artık oluyor. 2011 yılında Türkiye’den Umre’ye çıkışlar 16 bin kişi gibi çok cılız bir rakama düştü. Hayırlısı ile diyorum. Bu günler geçecek. Bu sayılar bile hayal olacak. Dünya çökerken yalan yolu ile yalan rüzgarını zorla da olsa bize seyrettirmeye çalışanlar var. Yalan yolu gerçekleri zorla bile olsa doğru olarak aktarma zorunda kalacak.
Kendisi ne-o zanneden sıfırcı Hocam; ne oldu ? Hani dış politikamız sıfır problem üzerine kurulmuştu! Hocam sizden okuyan öğrenciler şu anda ne haldedir? Eğer dış politika beceriniz her tarafı bir birine katmak üzerineyse Prof. olmuş bir hoca sıfır çeker mi? Hem de çok fena bir sıfır çektiniz.Hani Sayın Başbakan’ın “Monşerler ne yaptı” diye sorduğu kelime aklıma geldi. Şimdi anladınız mı sayın Başbakanım, Monşer diye suçladığınız diplomatların ne kadar başarılı olduğunu ?
Suriye’ye bölgenin oyuncusu iddiası ile uyarı yapmaya gidiyorlarmış. Türkiye bir bölge gücü idi. Ne zaman? Tarihler bundan 9 yıl öncesini gösterirken ve ABD Irak’ı işgal etmek isterken. Fakat rahmetli Ecevit, sayın Bahçeli ve sayın Yılmaz’ın gerçekten uyguladıkları siyaset sayesinde bu işgal için karşı çıkılmıştı. Ne oldu? Halk AKP’yi ilk seçimde iktidara getirdi. Ertesinde AKP’nin verdiği onay ile Irak, ABD tarafından işgal edildi. On binlerce insan hayatını kaybetti. Libya’da aynısı yaşandı. Dostlarımızı arkadan vurduk. Sıfır problem dedik. Ama kendi içimizde bitmiş olan terörü tekrar küllendirdik. Üstüne üstelik hiçbir başarısı olmayan bir tabloyu başarı varmış gibi gösterdik. Sonuç bu, tablo bu. Koskocaman bir Ooooo… Oldu. Arkadan dolanmaya gerek yok. Gerçekle yüzleşmek için hazırlanmak gerekiyor. Acı gerçekleri ilaç olarak yuttuk bile, geçmişler olsun. Dizlerinizi dövmeyin çünkü kafalarınızı taşlara vursanız yine azdır.