Her şey bu mesajla başladı... “Beni kamyon üstünde konuşurken görmek her kula nasip olmaz ? Kebap-şalgam günlük ayinimiz, atla gel...”
İçinde hayli tahrik edici unsurlar barındıran böyle bir davet mesajı atınca Ömer Çelik, hiç tereddütsüz kabul ettim. Nasıl etmem.. Gerçi gördüklerim mesajdan daha şiddetliydi ama her anlamda gittiğime değdi.
Bir kere Ömer Çelik de Adanalı, ben de... Bizim oranın tabiriyle “Adanalıyık, Allah’ın adamıyık. Bici yerik, şalgam içerik...”
Gerçi o benden daha Adanalı...
Mecmua dergisi için İzzet Çapa’ya verdiği söyleşide öyle derin bir Adanalılık muhabbeti yapmışlar ki ne yalan söyleyeyim, ben onların yanında ‘acısız Adana’ gibi kalırım.
“Acıyı çıkarınca Adana’dan geriye ne kalır?” diyebilirsiniz...
Zaten Ömer de “Adanalılık bir bütündür, bölünemez” diyor, bense bir kimlikten diğerine ha bire bölünüyorum. Mideme dokunduğu için soğan yiyemiyor, etyemez karımdan dolayı kebaba hasret yaşıyorum...
Varın gerisini siz düşünün.
Aslında Ömer Çelik’le Adana ve seçim muhabbetini haziran başında yapacaktık, geçen hafta gazetelerde ‘kalp spazmı geçirdi’ haberlerini okuyunca hemen yola koyuldum. Meğer spazm haberi uydurmaymış.
Bir günde 4 seçim mitingi yapınca bedeni temposunu taşıyamaz olmuş. Yol üstünde bir hastanede iki saat serum alıp mahalle mitingine doğru yola koyulmuş. “Spazm haberi nereden çıktı?” dedim. “Ahhh siz gazeteciler...”
İlk defa yalan bir habere sevindim, çünkü bu sayede hem Adana’ya rutubetli yaz sıcağı çökmeden gelmiş oldum hem de karşımda siyah takım elbisesiyle gayet fit, sağlıklı ve heyecanlı bir siyasetçi gördüm.
Siyasetçi dediysem AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik klasik bir siyasetçi değil. Kendi tabiriyle o ‘yüksek siyaset’ yapmak için doğanlardan. Hakikaten de öyle...
Onunla oturup saatlerce sanat, felsefe, edebiyat, sinema, tarih ve siyaset konuşun, doyamazsınız...
Peki ya yerel siyaset?
Hep merak etmişimdir “İyi bir salon siyasetçisi yerelde ne yapar?” diye. Ömer Çelik’i konferans ve panellerde, televizyonlarda ve özel sohbetlerde çok dinledim. Sistematik düşünebilen, bunu karşısındakine kıvrak zekâsı ve ince esprileriyle hissettirebilen, partisi için sürekli strateji üreten sofistike bir siyasetçi o.
Kebap-şalgam ayini
Akademisyenlikle filozofluk arasında bir yerde... İşte böyle bir siyasetçi, ‘kebap-şalgam ayini’ eşliğinde “Gel beni kamyon üstünde konuşurken gör” diyor... Nasıl görmem...
2 milyona varan nüfusuyla Adana kozmopolit bir şehir. Nüfusunun yarısı yerli, yani ‘Yörüklerden’ oluşuyor, diğer yarısı göçmen. Urfa, Mardin, Siirt, Adıyaman, Van, Malatya, Elazığ, Hatay, Niğde, Osmaniye... Bir de meşhur Fellahlar var, Adana’nın kimliğini ciddi biçimde belirleyen...
“Yörük, Kürt, Zaza, Arap, Alevi, Sünni, tam bir Türkiye fotoğrafı” diyor Ömer Çelik, Adana için. “Türkiye’nin temsil kabiliyeti en yüksek şehri” diye ekliyor.
Bir önceki seçimde AK Parti 6, CHP ve MHP 4’er milletvekili çıkarmış. Aslında bu seçimde de benzer bir tablo varmış. Fakat MHP’de kaset skandalı 1. sıra adayının istifasıyla sonuçlanınca MHP Adana’da epey sarsılmış. Oysa yerel seçimlerde Aytaç Durak faktörünün de etkisiyle MHP Adana’da AK Parti’yi geçmişti.
Bu tabloya rağmen Çelik çok açık bir biçimde kaset siyasetinin seviyeyi çok düşürdüğünü ve siyasetin seviyesinin düşürülmesine kesinlikle karşı olduğunu söyledi. “Ne kaset, ne şiddet, ne baskı ne de molotof... Siyaset fikirle yapılır, fikri projesi olan çıkar anlatır...”
Adana’da beklenti AK Parti’nin 7 milletvekilini zorlayacağı, BDP destekli Murat Bozlak’ın kazanacağı, CHP’nin 4, MHP’nin 2 milletvekili çıkaracağı yönünde. Seçim barajı ve ilde seçimlerin son iki haftada kızışması, bu tabloyu bir parça değiştirebilir diyor gözlemciler.
Gündüz çok katlı apartmanlarla yeni baştan yaratılan Yeni Adana’yı geziyoruz. Ortam sakin, CHP ve MHP görünür değil. Akşam 8 gibi Adana’nın Harlemi olarak nitelenen Yüreğir bölgesine gidiyoruz.
Nüfusunun tamamı Kürt ve Araplardan oluşan Selahaddin Eyyubi Mahallesi’nde gece mitingi var. Çoğunluğu mor tülbentli kadınlardan oluşan yaklaşık 2 bin kişi doldurmuş alanı. Giderken tedirgin olmayalım diye söylemiyor, meğer emniyet, güvenlik gerekçesiyle bu mitingi yapmaması için uyarmış Çelik’i. Önceki gün Çelik’in seçim otobüsüne molotofkokteyli atılmış.
Otobüs harap. Bu altıncı saldırıymış. Hatta son saldırıda “Mahalleye gelme, halkın arasına girme, senin için iyi olmaz” diye tehdit de edilmiş. Biz olup bitenlerden habersiz, ıssız sokaklardan geçerek o mahalleye gidiyoruz.
Ben Ömer Çelik’ten ‘kamyon üstü yüksek siyaset konuşması’ beklerken o elinde mikrofon, birden halkın arasına karışıyor.
“Bana ‘Halkın arasına girme, senin için iyi olmaz’ diye mesaj bırakanlara sesleniyorum. İşte halk burada, ben de halkımızın arasındayım. Yapabileceğiniz bir şey var mı? Bu ülkede barıştan, kardeşlikten, dostluktan öte bir şey var mı? Molotofkokteylini bırak, fikrin varsa, gücün varsa, demokrasiye inanıyorsan, işte ben buradayım, işte halk burada...”
Doğrusu etkileyici bir manzaraydı. Molotofkokteyli atanlara ‘meyve kokteyli’ önerecek kadar esprili, ‘kırmızı karanfille’ cevap verecek kadar duygusal, PKK ile Ergenekon arasında doğrudan ilişki kuracak kadar meydan okuyan bir konuşmaydı.
Seçim sonrası Kürt sorununun çözümü için Kürt kimliğine vurgusu hayli cesurdu. “Türkiye’nin tek sorunu var, o da Kürt Sorunu. Çözüm, tüm kimlikleri kucaklayan yeni bir anayasa, daha fazla özgürlük ve demokrasi.”
Yüksek siyasetle yerel siyaset arasındaki bağı, demokrasi ve dış politika ile işsizlik sorununu gayet anlaşılır bir dille bağladı.
50 bin kişiye istihdam sağlayacak baraj, yeni stat ve bölgesel havaalanını anlatırken sürekli bunların çetelerden ve Ergenekon’dan arındırılmış bir Türkiye’de mümkün olabildiğinin altını çizdi.
“Çeteler ve Ergenekon retoriğinin seçim meydanlarında hâlâ karşılığı var mı” diye sordum Çelik’e. “Hiç şüphen olmasın” dedi.
Alkışlar Çelik’i doğrular nitelikteydi. Bu yüzden AK Parti seçim meydanlarında CHP ve MHP’ye bu damardan yükleniyor. CHP ise AK Parti’yi, rekor seviyedeki işsizlikle vuruyor. MHP kaset yüzünden istifa etmek zorunda kalan Recai Yıldırım’ın boşluğunu doldurabilmiş değil.
Dönüş yolunda Çelik, molotoflu tehditlere neden karanfille cevap verdiğini anlattı. Ertesi gün mail kutuma Çelik’in seçim konuşması yaptığı mahalledeki tüm evlerin camlarının indirildiği haberi düştü.
Dün kebap-şalgam ayini öncesi ziyaret ettiğimiz seçim bürosuna saldırı haberini aldım. Patlayan camlar, bir çalışanın elini parçalamış. Doğrusu Çelik’in ‘kamyon üstü yüksek siyaset konuşmasıyla’ şaşırtıcı bir performans sergileyebileceğini tahmin ediyordum, ama ne ondan halkla bu kadar cesur ve eldivensiz bir kaynaşma bekliyordum ne de Adana’nın böyle gergin bir seçim havası yaşadığını hayal ediyordum.
Çelik o mesajı atmakta haklıymış, böylesi her kula nasip olmaz... Hele de benim gibi ‘acısız’ bir Adanalıya...
EYÜP CAN- RADİKAL